Ben şahsi oyumu kesinlikle John Wall'ın show denemesini eline yüzüne bulaştırmasına yani üçüncü harekete veriyorum. Adam çılgın ne yapacaksınız yani?
https://twitter.com/#!/dogancelep


Nba'de bu sene en çekişmeli grup olarak göze çarpan kuzeybatı grubunda Thunder, Blazers, Nuggets, Timberwolves ve Jazz takımlarının son durumları ve playoff şanslarını değerlendireceğiz. Şu an grupta playoff şansı kalmayan takım yok. Şu anda grubun en kötü durumundaki takımlar Timberwolves playoff potasına sadece 1 maç Jazz ise sadece 2 maç uzaklıkta. Bu ne zamana kadar devam eder bilinmez ama bu grup şu ana kadar en heyecan verici basketbolun oynandığı grup olarak göze çarpıyor.
İlk olarak Nba birinciliğini Heat ile paylaşan batı birincisi Thunder ile başlayalım. Thunder için söylenecek çok fazla şey var aslında. Öncelikle Scott Brooks konusuna değinmek istiyorum. Bazen yaptığı hamleler gerçekten maçı çevirirken bazen öyle şeyler yapıyor ki anlamak zor gerçekten kendisini. Neyse ki bu sene R.Westbrook ve K.Durant'in yanına yardımcı olarak J.Harden eklendi. Şu ana kadar bu üçlünün her maç ortalama 68 sayı attığını düşünürsek, bunlardan birinin sakatlandığını veya geçen sene playoff'ta olduğu gibi (R.Westbrook) birinin çok kötü performans gösterdiği kritik maçlarda herhangi bir B planı yok takımın. Normal sezonda bir şekilde böyle yıldızlarla maç kazanabiliyorsun. Playofflarda yine kazanabilirsin. Ama tökezlersen, bu sefer yine tecrübesizliğe bağlar mı herkes bilemem orasını.Çünkü elinde çok değerli ve her sene üzerine yeni bir şeyler ekleyen K.Durant gibi bir yıldızın var. Şu anda Thunder'ın en çok ribaund alan adamı K.Durant ise bu takımda birşeylerin yanlış gittiğini görmemiz için yeterli zaten. R.Westbrook ise geçen senelere nazaran daha çok skor yükünü çekip takımı oynatma rolünü tamamen arka plana itti. R.Westbrook'un asist sayılarındaki azalış ve kullandığı şut sayısındaki artış, geçen senelere nazaran Thunder'ın oyun setlerinde de çok büyük farklılıklar yarattı.Kendrick Perkins'in kilo verdikten sonra bir türlü eski formunu yakalayamaması pota altında da takımı zaman zaman sıkıntılara sokuyor. Bütün bu olumsuz yönlere rağmen şu anda batı'da lider olan bir takımdan bahsediyoruz. Çok büyük bir aksilik olmazsa ben sezon sonunda da lider bitireceklerini düşünüyorum. Ama benim bütün bu yazdıklarım ve Thunder'ı sıkıntıya sokacak süreç aslında konferans yarı finali konferans finali ve tabii ki yükselirlerse Nba finalinde başlarını ağrıtabilir.
Buradan geçelim şu anda batının 8. sırasında yer alan Portland Trail Blazers'a. Blazers için sorunlar belki de sezon başlamadan kendini gösterdi. Brandon Roy'un emeklilik kararı alması takımda bir lider boşluğu oluşturdu. Takım kadrosuna bir baktığımızda bu sene daha üstte olmasını beklediğim bir takımdı Portland. Ama şu ana kadar olan bölümde çoğu oyuncu potansiyellerinin biraz altında kaldı. Tabii ki bunda sakatlıkların etkisi de çok büyük oldu. L.Aldridge her yıl kendini biraz daha geliştiriyor. Gerald Wallace,Wesley Matthews,R.Felton ise şu ana kadar beklenen performansın altında kalan isimler. Özellikle guard pozisyonunda ciddi sıkıntı yaşayan Blazers'ta R.Felton bir türlü Nate McMillan'ın güvenini kazanamadı.J.Crawford gibi nerde ne yapacağı belli olmayan bir adamla, kötü bir sezon geçiren W.Matthews'da eklenince bunlara kısa sıkıntısı oldukça baş gösterdi. Özellikle G-Wall ve Marcus Camby'nin varlığı savunma direncini arttırıyor. Blazers'ın playoff potasından kopmayacağını ve zor da olsa playoff'a gireceğini düşünenlerdenim. Ama tabii ki playofflarda işleri oldukça zor.
Şu anda Blazers'ın bir sıra gerisinde olan Denver Nuggets'a geçebiliriz. Sezona çok hızlı başlayan ve batı'da ilk dörtte kendine yer bulan Nuggets, son 13 maçta aldıkları 10 yenilgi ile bir anda playoff dışında buldu kendisini. Geçen sezon Melo takasından sonra takımın çok iyi olduğunu ve bu sene önlerinin açık olduğunu düşünürken sezon içinde yaşanan şanssız sakatlıklar George Karl'ı bir hayli zor duruma soktu. Sezon başında ayrılan J.R.Smith,W.Chandler ve K.Martin'in eksikliği sezon içinde fazlasıyla hissedildi. Sezon içinde yaşanan D.Gallinari sakatlığı da bunların üstüne tuz biber ekti adeta. Melo gittiğinden beri zor anlarda sorumluluk alacak oyuncu eksikliği çeken Nuggets'da bu eksiği şu anda kapatacak bir oyuncu gözükmüyor. Ty Lawson ve Al Harrington bu sene takımı ayakta tutan isimler olarak göze çarpıyor. Her oyuncudan skor katkısını almayı bilen, göze hoş gelen basketbolu oynamaya çalışan Denver, eğer sakatlıklardan kurtulursa playoff görmesini beklediğim takımlardan.
Bu sene iddiasız takım kimliğinden sıyrılan Timberwolves şu anda playoff hayalleri kurmaya başladı bile. Adelman geldikten sonra büyük bir çıkış gösteren ve özellikle son maçta Jazz’a karşı son saniye basketi ile alınan galibiyet, Timberwolves’u yukarıya bir adım daha yaklaştırmış durumda.Kevin Love bu sene inanılmaz bir sezon geçiriyor.R.Rubio’nun gelişiyle birlikte skor yükünü adeta tek başına sırtlamaya başladı.R.Rubio ise sezon başındaki uçuk performansını ne kadar düşürmüş olsa da şu anda takımı iyi yönetiyor.M.Beasley şu anda takımda en büyük hayal kırıklığı yaratan oyunculardan biri belki de.Geçen seneye kadar yıldız olma yolunda ilerlerken bir anda ilk 5’te kendine yer bulamamaya başladı ve kötü oyununu sürdürmeye devam ediyor. Bir paragraf da N.Pekovic’e açmak istiyorum. Elinizde bu kadar iyi bir pivot var iken bunu sezonun ortasına doğru keşfedip oynatmaya başlamanız bana göre başta Coach olmak üzere Timberwolves takımının en büyük hatalarından biri oldu. Oynamaya başladıktan sonra hem K.Love daha rahatladı hem takımdaki skor opsiyonu arttı. Adelman takımda yapılanmaya giderek bir iki sezon içerisinde sürekli playoff potasında olan bir takım yaratmaya çalışıyor.Belki hedef bu sezon değil ama eğer ciddi bir düşüş yaşamazlarsa orayı zorlayacakları kesin.
Gelelim Timberwolves’un bir alt basamağındaki Utah Jazz’a. Bu arada Batı’da Portland,Denver,Minnesota ve Utah şu anda 8-9-10-11. olarak arka arkaya sıralanmaktalar. Sezona müthiş bir başlangıç yapan ve herkesi şaşırtarak bir anda batı’da 2. Sıraya kadar yükselen Jazz sonrasında ise serbest düşüşe geçti. Sezon öncesi kimsenin şans vermediği hatta ligde en kötü 5 takım arasına soktukları Jazz, buna çok iyi bir başlangıçla cevap vermişti.Kimse aslında maçları nasıl kazandıklarını anlamıyordu.Pota altında her takıma karşı ezici bir üstünlük kuran, buna karşın guard pozisyonunda ise her takıma karşı sürklase olan bir takım izliyorduk. Bu takımın öyle gitmeyeceği belliydi ve beklenen de oldu. Üst üste gelen deplasman maçları takımı bir anda alt sıralara doğru itti.Geçen sezonun ortalarından beri sürekli kötüye giden ve en sonunda benim de nereye gideceğini merak ettiğim bir D.Harris, artık süresini doldurduğuna inandığım her Lakers maçında Kobe ile kavga etmekten başka bir işe yaramayan R.Bell ve hiçbir zaman bu seviyelerde oynayabileceğine inanmadığım bir E.Watson ile bu takımın hiçbir zaman iyi bir yerlere geleceğine inanmayanlardanım.A.Jefferson ve P.Milsap ne kadar üst düzey oynamaya çalışırsa çalışsın, bu takımın son 13 maçta 10 mağlubiyet almasına engel olamadı. J.Sloan gittikten sonra savunma sertliği düşen ve sürekli D.Williams gibi bir oyuncunun eksikliğini çeken Jazz’ın, kadro derinliği oluşturmadan eski günlerine dönmesi oldukça zor görünüyor.

Yarışmanın hikayesine geçelim öyleyse. Yarışma Houston Rockets'tan Chase Budinger, Minnesota Timberwolves'tan Derrick Williams, (benim favorim olan) Indiana Pacers'tan Paul George ve Utah Jazz'dan Jeremy Evans arasında geçti. İlk turda Chase Budinger'ın yanına bir baktığımızda Puff Diddy'i görünce herhalde sadece üzerinden sıçrayacak dedik ve üzüldük açıkçası. Ama bir baktık ki pası veren de Puff Diddy'i olunca (ve belirtmek isterim hiç de kolay bir pas değildi) oldukça keyifli bir giriş izlemiş olduk. Favorim olan Paul George Roy Hibbert (2.17 cm) gibi bir devin üzerinden ve uzak sayılabilecek bir mesafeden sıçrayarak harika bir smaç izletti bizlere. Aslında önce Dahntay Jones'a verdirecekti pası ama Roy Hibbert tarafından tamamen kamufle edilmesinden dolayı mı desek sanki Paul George o topu göremedi ki bir türlü o kombinasyonu sağlayamadılar (ama tek de olsa harika bir smaç izlettiği kesin bizlere). Jeremy Evans ise açıkçası bizleri ilk turda hayal kırıklığına uğratarak öncelikle kafasına bir kamera koyup klasik topu pota önünde sektirip ters smacı bastı (uyaralım o top düzgün bile sekmedi ve o kameradan hiç de güzel görüntüler çıkmadı). Derrick Williams'a sıra geldiğinde motor ile içeri girişi show açısından oldukça iyiydi. Yaptığı smaç ise motor üzerinden düz-değirmendi sadece. Herhangi bir maçta görebileceğimiz türdendi. İkinci smaçlara gelindiğinde Budinger uzak bir mesafeden sıçrayarak değirmeni yolladı. Jeremy Evans ise bu sefer bir sandalyeye Gordon Hayward'ı oturttu ve eline iki top verdi. Biz imkansız naraları atarken Hayward'ın üzerinden süzülen Evans iki topu birden smaçlayarak resmen feleğimizin şaşmasına sebep oldu desek yeridir. Paul George sahneye fosforlu bir formayla girerek tüm salonun ışıklarını kapattırdı. Show amacıyla en iyi düşünülen olaydı bu bir kesinlik. Lakin elindeki top da görülse yaptığı "Vince Carter smacı" o karanlıkta muazzam bir show izletecekti bizlere. Sıradaki isim Derrick Williams takım arkadaşı Ricky Rubio'ya pası verdi sağ dipten aynı anda hareket etmeye başladılar. Rubio topu potanın kenarına çarptırdı ve Williams havada 360 derece dönerek fevkalade bir smaçla bizleri ayağa kaldırdı. Son turda ise Chase Budinger gözlerine ip bağlayarak ters bir smaç yollarken gözlerimize inanamadık (ben açıkçası çok inanmadım o göz bandının alt kısmı yeri görecek
Belki yıllar sürmeyecek, belki de bitti kim bilir? Ama Ming'den sonra yaşanan Yi Jianlian fiyaskosu ancak böyle bir oyunla unutulabilirdi. New York gibi dünyanın en metropolitan şehrinde bunu yapıyorsanız; daha önemlisi bahsettiğimiz ülke ABD ve işin sonunda para var ise o işin sonuna kadar gidilir, en azından bunu bir kez daha gördük.
Açıkçası başlığımda da belirtmeye çalıştığım gibi oldukça şaşırdım. Tabi daha önce de yazdığımız gibi ritim ve gününde olmanın yanı sıra şut yorgunluğunun da büyük etken olduğu bu turnuvada şutunu çok yukarıdan kaldıran Love'ın galip geleceği aklımın ucundan bile geçmiyordu. Lakin en çok şutu attı ve bundan yola çıkarak en çok yorulmasına rağmen birinci gelen Kevin Love'ın bu birinciliği hakettiğini kesinlikle söyleyebiliriz.
Listeye şöyle bir göz attığımızda sezonun şu anki maçlarına bakılırsa 80 üçlük atan Ryan Anderson en çok üçlük isabetinde bulunan oyuncu ve aynı zamanda %30 ile oynuyor üçlük isabetinde. Miami guardı Mario Chalmers %46 ile gayet başarılı bir yüzdeye sahip ve yine takım arkadaşı son şampiyon James Jones şu ana kadar %42 ile atmakta. Keza etkinlikte "#3 Drazen Petrovic" forması ile boy gösterecek olan Anthony Morrow'un isabet oranı ise %40. All-Star Kevin Love %34 ile atarken bir diğer All-Star Kevin Durant ise %34 ile isabet bulmakta. Ayrıca belirtmeliyiz ki Durant sakat olan Joe Johnson'ın yerine yarışmaya sonradan dahil oldu.
Kişisel yorumuma gelince bizleri oldukça çekişmeli bir üç sayı mücadelesi beklediği aşikar. Yukarıda belirttiğimiz yüzdeler de bizlere çoğu şeyi anlatıyor açıkçası. Ama yinede bunun bir yarışma olduğunu ve gününde olmanın ne kadar önemli olduğunu da unutmamak gerek. Joe Johnson'ın performansını merakla beklerken ani sakatlığının neticesinde Kevin Durant'ın yarışmaya alınması yine aynı merakı bizlere sağladı diye düşünüyorum. Son şampiyon James Jones'un ise yine sahne alması rekabeti iyice arttıracaktır. Bizleri sonucunu tahmin etmesi çok zor bir etkinlik bekliyor. Şahsen benim gönlüm şut stiline kadar beğendiğim Anthony Morrow'dan yana. Kaçırmamanızı tavsiye ederim.